Sevgili Flamenkocuğum,
Nicedir yazmıyorum sana, kelimeleri toparlayamıyorum bazen veyahut vakit olmuyor. Nedendir bilmem aylardır kendimi yorgun ve geçmiş yıllara göre daha çok unutkan hissediyorum. Yaşadığımız ortamdan mıdır, sürekli kafamda dolaşan düşüncelerden başka şeylere yer kalmamasından mıdır bilinmez, dansa karşı ilk defa bu kadar tembel, bu kadar umursamaz ve yetersiz görüyorum kendimi. Yazının devamını oku »

Vize alımı süreci hakkında artık pek çok kaynak var, ama kendimce yeterli göremediğim ve o süreçte yaşayarak öğrendiğim bazı bilgileri ek olarak yazmak istedim. Öncelikle ikinci vizemi yeni aldım, ilki İspanya ikincisi ise İtalya’dandı.

Aslında bu iki ülke Türklere kolay vize veren ülkelerden sayılıyor fakat yine de evraklar doğru hazırlanmadığı sürece vize almak pek mümkün değil. Bu noktada bazı ayrıntılara girmenin iyi olduğunu düşünüyorum. Yazının devamını oku »

Çok olmuş yazmayalı, özlemişim. Hazır özlemişken mevcut yılımızın en zevkli derslerinden biriyle geri dönüş yapayım dedim. Çok sevdiğimiz Flamenko ile uğraşırken yanında bonus olarak bolca kahkaha almamız, iyi ki yolum canım okulumla kesişmiş dememe yol açıyor.

Bu hafta tam anlamıyla “survivor” yaşadık. Yazının devamını oku »

Ben yazmayalı beri koreografimiz bitmiş de “temizlik” aşamasına gelmişiz. Sadece anneler veya tutkunu olanlar için önemli değil temizlik, aynı zamanda dans eden/etmeye çalışanlar için de mühim unsurlardan. Hele ki grup olarak dans ediyorsanız!

Tutkuyu anlattığımız Lavani formundaki koreografimizi ısındıktan sonra tam akış aldık, son öğrendiğimiz hareketleri sıfırlamışız hafta içerisinde de tekrar etmediğimizden olsa gerek. Hocalarımızı en zorladığımız kısım sanıyorum “çalışın çalışın” demekten dillerinde tüy bitmesi. Bizler milletçe böyleyiz ya güya çalışkanız da bence son dakikacıyız, “yumurta kapıya dayanınca” o çalışkanlıklar, o koşuşturmacalar, o beyin yakan yaratıcılığa sürüklenilen anlar; tamam tamam herkesi içine katmıyorum canım! Zamanında da çalışan var elbet. Yazının devamını oku »

Yürüdüm her zamanki gibi; dansa, beni tüm kötülüklerden uzaklaştıracak sığınağa doğru bu kez bir farkla. Kaygılıydım, önceden olmadığım kadar, kulağımda müzik içimde bastıramadığım endişem, arşınladım sokakları. Dans aşkından değil korkudan varmak istedim stüdyoya.

Malum, hiç normal günümüz olmuyor artık! Tam da bu nedenlerden kendimiz için yaptıklarımız mutlu etmiyor bizi. İki saat uzak kalsak gündem değişiyor kalıyoruz vicdan yarası, gelecek endişesiyle baş başa. Yazının devamını oku »

Tam da bu olsun isteniyor belki; yazamamak, dans edememek, üretememek, yazgı diyip geçmek hayatı sadece hayıflanarak, durarak, izleyerek…

Günlerdir içimden gelmiyor hiçbir şey, zevk vermiyor, etrafıma bakıyorum, diyorum ki “herhalde ben problemliyim” zaten “sempati” derecesinde olaylara bakışım tescilli. Bakıyorum, hayat devam ediyor, etmeli de! Fakat diyorum: “bu kadar da etmeli mi?” Tam bu noktada önceden yaptığım planlar dahi vicdan yarası haline dönüşüveriyor.
Geçen cumartesi örneğin aldığım kötü haberle sarsılırken, hatta evden ağlayarak çıkarken taşıdım yüreğimde vicdan sızısını; “böyle bir durumda ben niye tiyatro seyretmeye gidiyorum?” cümlesini kuruyordum içimden. En çok “sanata sarılmak” gerekliliğini bilirken, hani delirmemek için biraz da!

Neyse, ben çok abartıyorum biliyorum. Yazının devamını oku »

Bu da oldu sayın okuyucular. Yeni dersimizde “at gibi yürümek” eylemini gerçekleştirdik.
Farruca formunun marcaje, remate ve llmada çeşitlemelerini öğrenmek üzere çıktık yola. Marcaje’miz sağ ayak sol ayak ile yan yana güçlü planta vuruş akabinde estetik bir sürükleme ile ileriye adım aynı hareketlere sol ayak ile devam ederek ileri adım sağ ayak yay gibi kaldır indirirken geri at ileri adım paralel diğer yana dön şeklindeydi. Yazının devamını oku »